1 Temmuz 2024 Pazartesi

Absürdiya 7.Bölüm : Çatlak Mazi 2

 



“Dediğim gibi bu geçmişte yaşanan bir hadiseydi.”

“Bundan beş yıl önceydi.”

Fuşu fuşu fuşu. Fuşululuo

Zeynep, tam bunları söylerken araya girip, garip ses çıkaran Fatih’e doğru gözlerini kapamış, sinirden yüzünde damar çıkmış ve gayet tok bir sakinlikte konuşmaya devam etti.

“Fatih… ne yapıyorsun Allah aşkına?”

Zeynep’in bu tavrına karşılık Fatih tüm umursamaz ve kaygısızlıkla pişkin pişkin cevap vermişti.

“Zeynep biliyor musun son zamanlarda çok asabileştin. Bu öfke sorununla koca falan bulamazsın haberin olsun.”

Bunları duyunca iyice deli olan Zeynep sanki alev saçıyordu ve Fatih’e karşı adeta kükremişti.

ÇÜNKÜ SENİN GİBİ BİR ŞAPŞALIN YARDIMCISIYIMDA ONDAN!

“Hah, hah, haaah…” Tamam Zeynep sakin ol.”

Derin derin nefes alıp veren Zeynep kendini sakinleştirmeye çalışıyordu, …tabii elinden geldiğince.

“Seni kuş beyinli, ne zaman akıllanacaksın sen ya?”

Fatih tüm bıkkınlığıyla yüzünü ekşitip Zeynep’e karşı duygusuz bir şekilde bakmıştı.

“Biliyor musun sana daha önce çok sıkıcı olduğunu söylemiş miydim?”

“Sana da yaranılmıyor yahu.”

“Sana özel geçmişi anlatma ortamı sunuyorum daha ne istiyorsun?”

“Bu bir yazılardan oluşan hikâye, youtube videosu değil ki anılardan bahsedince ortam bulanıklaşsın. Hıh! Sana iyilik yapanda kabahat zaten.”

Fatih tıpkı bir çocuk gibi suratını asmış ve tavırlı şekilde yüzünü Zeynep’in aksi yönüne çevirmişti.

 “Ne saçmalıyorsun anlamadım ama bittiyse artık devam edebilir miyim?”

Fatih umursamaz bir şekilde Zeynep’in yüzüne bile bakmadan elini aşağı yukarı salladı ve ayaklarını önündeki sehpaya doğru uzatıp ellerini de kafasının arkasında birleştirip bizden başka taraflarda gelişi güzel her yerde gözlerini gezdiriyordu.

“Ahh…”

“Neyse ne diyorduk.”

“Evet bundan be..ş yıl ön..cesiydi”

“Offf…!”

“İşte o z..amanlar ben d..aha…”

“Hohh…”

“Şurada örümcek ağı mı olmuş ya?”

Fatih’in çeşit türlü hayıflanmasına ve surat asmasına daha fazla dayanamayan Zeynep olağan tüm bıkkınlığıyla iç geçirip pes ettiğini ifade edercesine Fatih’e dönüp konuşmuştu.

“Tamam, Fatih ne istiyorsan yap. Anladın mı?”

“Yeter ki rahat bırak artık garip garip hayıflanmalarınla konuşmamı sabote edip duruyorsun zaten.”

Çocuk gibi sevinen Fatih aniden ellerini çözüp, bir hışımla ayaklarını sehpadan çekmiş ve hevesli bir oturma pozisyonu almıştı. Şakaklarını ovan Zeynep’i umursamadan lafa girip anının giriş sözünü ve arka fonunu yapıp en tatlı ve haşarı gülümsemesini takınmış sonra lafı Zeynep’e bırakmıştı.

“İşte o zamanlar ben Fatih’in yanında yeni işe başlamıştım.”

“Henüz daha çok toydum ve haliyle de biraz da heyecanlıydım.”

“Kim heyecanlı olmaz ki? Son yılların en büyük genç dâhisinin yardımcısı olmuştum. Resmen bulutların üstündeydim.”

Sonra aniden yüzünde bir iğrenme belirtisiyle Fatih’e bakarak devam etti.

“Ama ben nereden bilebilirdim ki bu dâhinin su katılmamış sapık, şımarık bir veledden farksız olduğunu. Resmen piyango vurmuştu ama tersten.

“Hey bu kadar acımasız olma. İyi yönlerim de var benim aynı zamanda hem dahi hem güçlü hem de komiğim. Bunun altını çizerim.”

Zeynep bu sefer hiçbir şey söylemeden sadece kafasını çevirip Fatih’e bakmış ve tekrar bize dönüp devam etmişti.

“O zamanlar yeni olduğumdan her şeye heyecanlı bir şekilde koşturuyordum. En saçma sapan işler bile çok doğal ve eğlenceli geliyordu.”

“Aaah evet hatırlıyorum etrafımda “Usta bugün ne yapıyoruz? Usta buradaki yazdığı ne anlama geliyor? Usta bugün onigiri yaptım, hadi gel beraber yiyelim” diye sürekli etrafımda pır dönüyordun ne güzel zamanlardı ve o zamanlar çok eğlenceliydin, şimdiki gibi kasvetli ve sıkıcı değildin.”

Zeynep tekrar gözlerini kapamış ve yüzündeki damardan feci sinir olduğu belliydi ama pek bozuntuya vermeden devam etti.

“Başladıktan üç ay sonra Cenk gelmişti daha o zamanlar bile Fatihle çok iyi anlaşacağını hissetmiştim.”

“Böyle aynı Fatih gibi uzun boylu, sarı saçlarını at kuyruğu yapmış bir gençti.”

“Aradan fazla geçmeden ikimiz de ona ısınmıştık.”

“Fuyşu fululululu…”

“Ne? Tam yeriydi bir daha yapayım dedim muhehehe~~”

“İyi madem çok meraklısın o zaman sen anlat. Hem o zaman istediğin kadar fuşulayabilirsin.”

“Sana diyorum işte bak bu gücü kullanmalıyız.”

“Öyle mi diyorsun?”

“Tabi ki adamım, bir düşünsene neler yapabileceğimizi.”

“O kadar çilesini çekiyoruz bu işin azcık da kaymağını yemeyelim mi?”

Güzel bir bahar günü, tüm heyecanıyla ve hararetiyle Cenkle salonda konuşuyorduk.

“E nasıl olacak o iş?”

“Bak anlatıyorum şöyle yapacağız fısır fısır fısır, homur homur…”

“Siz iki şapşal kafa kafaya verip ne diye fısır fısır konuşuyorsunuz?”

“Iyy bir de o yüzünüzde o her zamanki iğrenç pis sapık sırıtışınızı da unutmamak gerekir.”

“Yine ne işler çeviriyorsunuz?”

“Ah Zeynep hoş geldin!”

“Buyur egzotik çerezden ister misin? Cenk dışarı çıktığında bizim için de almış çok lezzetli. Hamm!

Sözünü bitirir bitirmez ağzına çerezlerden birini atan Fatih halinden gayet memnundu.

“Adı ilginçmiş nasıl bir çerez öyle o?”

“Nolcak canım geçen sefer görev dönüşü alıp denemiştim bayıldım. Sizlerin de tadıp denemesini istedim. Özellikle gergedan tırnağı ve fare kuyruğu aromalısı favorim.”

“Aa evet ben de denedim onları cidden tadı güzelmiş, ama ben en çok kurutulmuş deniz anasını ve kobra yılanı dilini sevdim.”

“Ahh pardon muhabbete dalıp sana ikram etmeyi unuttum, buyur sen de denemek ister misin Zeynep çok güzel.”

“Hamm!”

Adlarını duyduktan sonra Zeynep’in yüzünde şokla karışık mide bulantısı yaşadığı çok net anlaşılan bir ifade vardı.

Öğğk! Siz ciddi misiniz? Y-yok sağ ol usta ben almayayım size afiyet olsun”

Zeynep’in karşılarındaki koltuğa oturmasını gayri ihtiyari seyreden Cenk, önce elindeki çerez tozlarını iki elini birbirine çarparak tabağa doğru silkmiş ve hemen elleriyle mimiklerini de katarak konuşmaya hararetli bir şekilde devam etmişti.

“Neyse dediğim gibi Fatih bu aleti zamanda küçük detayları değiştirmek için kullanabiliriz.”

“Bir düşünsene tarihin akışını değiştirmeyen ufak detaylar.”

Gözleri heyecan dolu parıltıyla bunları söyleyen Cenk’i dinlerken lafa girmiştim.

“Böylece Adalet Zamancıları Birliğinin de dikkatini çekmemiş oluruz.”

“Evet aynen öyle.” Başıyla da onayladıktan sonra sözlerine devam ederken geriye doğru yaslanıp önce iki elini yana açtı sonra sağ eliyle telefon işareti yapıp konuşmaya devam etmişti.

“Mesela İtalya’ya gidip, telefonun asıl mucidi olan Antonio Meucci’ye o yıllarda patent yerine geçen sistemin parasını ödeyemediği için ilerleyen zamanlarda yanında çalışan G.Bell’e kaptırmasından önce, gereken parayı ona versek ne olurdu?”

“Telefonun icadını Graham Bell yerine herkes Antonio Meucci olarak bilirdi. Öyle değil mi?”

“Kesinlikle Zeynep çok haklısın aferin kız”


“Kyaaa… Usta beni övdüüü~~ çok mutluyum hehehe~~”


İlgiyle ve pür dikkat bizi dinleyen Zeynep’e bunları söyledikten sonra birden kızarmış ve çok tatlı olmuştu. Ben onun bu tatlı haline bakarken Cenk sözlerine devam etmişti.

“Aynen öyle Zeynep zaten asıl icat eden yani fikri ilk bulan kişi o olduğundan AZAB’daki yetkililer de bu küçük değişikliği görmek için çok uğraşmaları gerektiğinden, ayrıca çok da meşgul oldukları için bu kadar ince hesap yapamayacaklarından bu durumu göremeyeceklerdir.”

Cenk bu sefer ellerini hafifçe öne ve çok az da yanlara doğru iki yana açarak devam etmişti.

“Sonuçta telefonun icadı olması gerektiği gibi zamanında gerçekleşmiş olacaktır.”

Kollarını birleştirip çok az düşündükten sonra sağ elinin işaret parmağını havaya kaldırarak devam etti.

“Hatta her türlü film, dizi veya çizgi roman vb. gibi görsel ya da işitsel tüm yapımlara konu alınan Hitler senaryosunu bir düşünün.”

“Orada genelde noluyor hep bir Hitleri bebekken öldürmeye çalışmalar, savaştan hemen önce gençken suikast düzenlemeler falan konu ediniyor. Zamanda bu çapta kırılma oluşacak bir hadise yaşanırsa AZAB’ın kesinlikle dikkatini çekeceği için anında bunu yapanlara azap çektirirler.”

“Ama onun yerine Hitler’i tamamen aradan çıkarabilir ve yine savaş olmasını sağlayabiliriz.”

“Ama bu çok kötü olurdu yine aynı savaş olacaksa ne anlamı kalırdı ki?” yüzümü ekşitip üzüntüyle bunları demiştim.

“Evet orası öyle ben de aynı fikirdeyim ama olan artık oldu ve ne yazık ki ikinci Dünya savaşı Dünyamızın bir gerçeği bunu değiştiremeyiz.”

Kederli bir havayla bunları söyleyen Cenk tekrar eski coşkusuyla devam etmişti.

“Dediğim noktaysa bunun gerçekleşmesini sağlayan kişinin Hitler olmayacak oluşu. Çocukken tam bir beyefendi ve tarihteki kişiliğinden daha iyi kalpli biri olarak yetişmesini sağlayabiliriz. Ya da onun yerine tamamen başka birinin adını yazdırabiliriz. Biz ne istersek o şekilde yaşanabilir.”

Bu sefer gözlerini hafifçe saat on bir yönüne doğru yukarı bakmıştı ve yine bir an çok kısa düşüncelere dalmıştı. Sonra hemen tekrar bize bakıp sözlerine devam etmişti.

“Tamam bu biraz fazla politik ve çok sarsıcı etkileri olan bir olay olmuş olabilir. Ama bu sefer farz edin ki 1680’li yılların İngiltere’sine gidip Isaac Newton’un kafasına düşen elmayı engelleyebilir, ya da oraya hiç gitmemesini sağlayabiliriz. Sonra aynı tarihte o buluşu kendimiz bulmuş gibi bile gösterebiliriz. Ya da Newton’a çok etkili bir şekilde yardımcı olup bu buluştaki en büyük yardımcısı olur ve tarihte kendi adımızı yanına yazdırabiliriz.”

Cenk bütün bunları tüm ciddiyetiyle ve hararetle söyledikten sonra yüzünde çok hınzır bir gülümsemeyle devam etti.

“Ya da bu kadar ciddi işlere hiç bulaşmamıza bile gerek yok.”

“Diyelim ki kadınları dikizlemenin tarihteki en sapıkça ve utanılmayacak bir şey olmadığı bir Dünya düşünün.”

Tüm pis sırıtışıyla bunları söyleyip Fatih’i dirseğiyle dürten Cenk ahlaksızca gülmeye başlamıştı.

“Haa diyorsun ki Zeynep’i kaplıcada dikizlediğimiz de ve bizi fark ettiği zaman kafamıza kova yemeyecek ve gayet sıradan bir şeymiş gibi mi davranacağız.”

“Hasss siktir!”

“Kanka çeneni tut azıcık ya niye bizi açık ediyorsun?!”


“Ne? Sizzz… iki kaçık az önce ne dediniz?”


Fatih’in bir anlık boşluğuna gelip ağzından kaçırdığı şeyi duyan Zeynep kıpkırmızı olmuş ve sanki etrafına öfkeden alevler saçıyordu.

“Eyvah Cenk kusura bakma boşluğuma geldi ağzımdan kaçırdım. Bir an Zeynep’in de burada olduğunu unutmuşum. Kız resmen buz gibi keskin ve sakin derecede çığlık atar gibi çok tehditkâr konuştu. Korkmaya başladım.”

“Bu kadar alçak bir sapık olduğunu bilmiyordum usta.”

“Hem ayrıca kadınlarda ki o olaya karşı utanma ve kızma fikrini değiştirirseniz ve bu gayet doğal olursa o zaman siz iki abaza yine aynı düşünür müydünüz? Yoksa bu durum size de aynı sıradanlıkta mı gelirdi?”

Zeynep’in bu sözleri bizi ciddi düşüncelere daldırmıştı.

“Hımm bak bu şekilde hiç düşünmemiştim çok haklısın.”

“Yani diyeceğim o ki siz iki pis sapığın ya da erkeklerin kızları dikizlemenin zevk vermesi bu işin yasak olmasının bir cazibesinin bir sonucu oluyor olmasın?”

“Cenk bu konuyu kesinlikle listemizden silmelisin çok haklı!”

“Ahh cidden bu kadar acınası bir sapık olduğunu bilmiyordum usta.”

“Hey bunu zaten az önce söyledin ya yinelemenin lüzumu yok.”

Zeynep yüzündeki yoğun iğrenme ifadesiyle karşısındakilere bakarak bunları söyledikten sonra odayı terk etmişti.

Ahh… Fatih cidden artık asıl konuya girsen diyorum kaç bölümdür okuyucuları oyalıyorsun resmen.”

Fatih yüzünde yine aynı hınzır gülümsemeyle devam etti.

“Tamam yine eskisi gibi bana usta dersen dediğini yaparım.”

Fatih’in dediğini duyduktan sonra Zeynep kıpkırmızı kesilip çocuk gibi bağırmaya başlamıştı.

“HA-HAYATTA OLMAZ! SENİ PİS SAPIK!”

“ŞAAAK!”

Yüzündeki tokat iziyle bize bakıp sırıtan Fatih gayet halinden memnundu.

“Hehe bu ifadeni yıllardır görmüyordum buna değdi valla Ahhh… Tamam hızlı iyileşiyor olabilirim ama canım yanıyor, gerçi buna değdi muhehehe. Son zamanlarda bayağı da güçlenmişin haa aferin benim çalışkan, zeki ve güçlü yardımcım.”

“Off sen daha konuşuyor musun ya? Çok beğendiysen bir tane daha çakayım o zaman ister misin?”

Bu sefer utançtan kızaran Zeynep elini Fatihe doğru havada sallarken yüzünde muzip bir sırıtış vardı.

“Kyaaaa~~~”

“Usta beni yine övdü. Beni hâlâ çok sevip güveniyor. Ahh çok mutluyum ~~~fufufu”


24 Haziran 2024 Pazartesi

Absürdiya 6.Bölüm : Çatlak Mazi 1

 



Çatlak maziden dolayı ortam bir an sessizleşmişti. Ne Hayal ne de ben bu sessizliği bölmeyi düşünmüyorduk. Çünkü geçmişte ne yaşandıysa üzücü bir olaydı sanırım. Ayrıca önümüzde ki sehpada duran bize verilmiş bu tuhaf zamazingo daha çok ilgimizi çekiyordu. Yani bu ilginç şeyi şimdi kurcalamayacaksak ne zaman kurcalayacaktık ki?

Hayal’e doğru göz ucuyla baktım o da benle aynı düşünüyormuş gibi ilgiyle önümüzdeki ilginç silaha bakıyor ve incelemeye çalışıyordu. Derken kendisine baktığımı fark etmiş olsa gerek o da göz işaretiyle aleti gösterip yanıma doğru biraz eğildi.


“Ne dersin elimize alıp bir göz atalım mı?”

“Valla çok iyi olur, ben de tam sana aynı şeyi soracaktım sen önce davrandın.”

“Ayrıca ortamda garip bir hava oluştu ve bu havayı bozmak pek içimden gelmiyor.”

“Haklısın ben de tedirgin oldum.” Deyip eline kitabı almıştı. Aslında gayet sıradan bir kitap gibi görünüyord…


Yok yok yanlış okumadın sevgili okur kitap dedim nedenini zaten az sonra anlayacaksın az daha sabret ama sana da hak veriyorum ilk gördüğümde ben de çok şaşırmıştım. Hatta elinde olmasına rağmen Hayal de çok şaşırmıştı ve sanki sıradan bir kitapmış gibi şaşkınlıktan arkasını çevirip konusu neymiş diye bakıp, sonra aynı şaşkınlıkla sayfalarını çevirip bakmaya başlamıştı. Tabi içine bakıp ne olduğunu anlayınca anca kendine gelmişti. Şimdi senin elinde de böyle tuhaf bir şey olsa sen de aynı şekilde davranmaz mıydın? Hımm yine muhabbete daldık, ne diyorduk haa biz hikâyeye dönelim değil mi?


Elime alır almaz resmen şok olmuştum. İlk anın şokuyla sanki kitapçıya girmişim de kitaplara bakıyormuşum hissi oluşmuştu. Şaşkınlıktan sıradan bir şeymiş gibi kitap açıklaması için arkasını çevirmiş, sayfalarını karıştırıyordum. Sonra sayfaların birinde durup, o olağan dışı ekranı ve bildirimleri görünce anca o zaman kendime gelebilmiştim. Sanki yüzlerce tableti sıkıştırıp kitabın sayfaları haline getirmişlerdi. Cidden çok ilginçti ve acayip hoşuma gitmişti. Sonra acaba kalem ya da silah gibi dar bir şeyler olsaydı nasıl görünürdü diye düşünürken elimde bir hareketlenme hissettim. Kitap aniden az önce ne düşündüysem o şekli almaya başlamıştı. Önce şık bir dolma kalem, sonra da eski dönem bir altı patlar revolver olmuştu. Şaşkınlık içerisinde Umut’a bakmıştım o da benim gibi şok olmuş vaziyette bana ilgiyle bakıyordu.


“Sen de gördün değil mi?”

“Evet evet, bu inanılmaz bir şey.”

“Al sen de denesene. Sadece bir şey düşünmen yeterli.”


Dikkatli bir şekilde elime alınca birden ne düşüneceğimi şaşırdım. Cihaz sanki iyi çekmeyen yerel televizyon kanalı gibi önce biraz karıncalandı ve aklıma televizyon gelince birden elimde küçük bir cep televizyonu belirmişti.


“Aaah hep böyle bir şeyin hayalini kurardım. Seyrettiğim bir animede görmüştüm böyle cep telefonundan ya da kol saatinden fırlayan televizyonlar çok harika görünüyordu.”

“Evet çok hoş görünüyor. Gerçekten böyle bir cihaza sahip olmak isterdim.”

“Değil mi? Değil mi? Bence de çok havalı.”


Sırasıyla animede gördüğüm o ilginç eşyaları hayal etmiştim ve hepsi de kusursuz bir şekilde oluşmuştu. Aah rüyada gibiydim resmen.


“Baksana Hayal şu her eşyaya döndüğünde ortaya çıkan düğmeye benzeyen şey ne ki?”

“Bilmem ki benim de ilgimi çekmişti aslında ama dokunmaya fırsat olmadı”


Biz kendi aramızda böyle fısır fısır konuşurken karşımızdan çok ciddi bir ses gelmişti.


Sakın ona basayım deme!


“Tabi hâlâ bu evrende insan olarak, şu anda, bu yaşta ve bu şekilde görünmek istemiyorsan.”

Ürkütücü sesin sahibi kaşları çatılmış bize doğru bakan Fatih’ten başkası değildi.

Yüzünü gördükten sonra hayalbası gözlerimi Fatihten ayıramadan sakin ve dikkatli bir şekilde önümüzdeki sehpaya koydum.

Evet bundan sonra alete Hayalbas demeye karar verdim insanların hayallerini gerçeğe dönüştürdüğünden çok mantıklı gelmişti. En azından tuhaf alet demekten iyiydi öyle değil mi?

“Ah, Fatih onların bir suçu yok biraz daha sakin olabilir misin?”

“Lütfen onun kusuruna bakmayın geçmişi hatırlayınca sinirlendi sadece sizle bir alakası yok.”

Zeynep’in suratında Fatihten çok farklı bir ifade olunca şaşırmıştım. Yüzünden aşırı endişeli olduğunu görüyordum.

Bu kadın bu kadar sevecen ve iyi biri miydi ya?

Ben böyle düşünürken Fatih tekrar gürlemişti.

“Nasıl alakası yok Zeynep? Elindeki aletle sanki bir oyuncakmış gibi oynuyorlar?”

“Tıpkı onun…”

Adamın yüzünde birden fazla duygu vardı sanki öfke, suçluluk, özlem, kaygı, endişe. Tabii ki de bunların hepsini öfke maskesinin arkasına iyi saklamıştı ya da öfkesi diğerlerine daha baskın gelmişti de diyebilirim.

“Bana bakın o aleti amacı ve bilgim dahilinin dışında ya da kötü bir niyetle kullanırsanız,…”

Fatih o kadar sinirlenmişti ki sinirden tüm vücudu titriyor gibiydi. Kendini azıcık sakinleştirmek için önce gözlerini kapadığı sırada sözlerini yarıda kesmişti. Sonra başını ağır bir şekilde sağa doğru çevirmiş, ardından derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini tekrar açıp aynı sinirli sert tonda sözlerine devam etmişti.

“Gözünüzün yaşına dahi bakmam, hangi delikte olursanız olun sizi bulur ve oracıkta öldürürüm! 

“Hatta öldürmekle kalmaz, sizi ibreti alem olsun diye cesetlerinizi tüm evrene eşit parçalar halinde dağıtırım!”

“Ama siz öyle yapmazsınız öyle değil mi? Akıllı insanlara benziyorsunuz.”

Etrafına çok güçlü ve karanlık bir hava yayıp tüm soğuk kanlılığı ile bunları söyleyen Fatih’in karşısında istemsizce yutkunmuştum. Daha da korkutucu olan son sözlerini az önce sanki bizi tehdit etmiyormuş gibi sevecen bir ifadeyle söylemesi daha da ürkütücüydü.

“Kendine gel artık Fatih!”

“Dedim sana onların bir suçu yok diye, her insan aynı tepkiyi verir. Ama her insan Cenk’in yaptığını yapacak hali yok ya.”

“Tekrar onun kusuruna bakmayın lütfen, Cenk, Fatih için bir eleman ya da yardımcıdan çok kankası gibiydi.”

 “Ne var ki bunda Zeynep aynı hataları yapmamaları için onları nazikçe” uyarıyordum.”

“Hatta görmedin mi en sevimli halimle gülümseyerek sözlerimi bitirdim.”

“Seni salak! Hangi insan böyle tehdit edildikten sonra korkmaz?”

Az önceki gibi kudretli olmasa da yine iğneleyici ve alaycı bir yüz ifadesiyle bunları söyleyen Fatih araya girmişti. Ama Zeynep’in sanki sabrı yavaştan tükeniyormuş gibi görünüyordu.

“Kendine gel yoksa tüm mangalarını çöpe atarım bak!”

“Anladın mı beni?”

İşaret parmağını ona doğru gösterip bunları söylerken yüzünde kızgınlıktan çok endişe ve merhamet vardı sanki. Ama nasıl yapıyorsa o da yüzüne ustaca yalandan kızıyormuş gibi görünmesini sağlayan kızgınlık maskesini takınmıştı.

Allah’ım bunların ikisi de kaçık nereye düştüm ben böyle?!

“Nee?!”

“Seni vicdansız kadın sakın benim kıymetli hazineme dokunma!”

Zeynep, manga yığılı olan masanın üstünden bir tane almış ve yüzünde yoğun bir tiksintiyle sayfalarını çevirip baktıktan sonra Fatih’e doğru sallamıştı.

“Hımm, bilmem ki misal bu mangayı hiç sevmemiştim hep okuyup okuyup pis pis sırıtıyordun. …ıyy çok iğrenç.”

“Aaah hayıır! Tamam tamam söz bundan sonra lafını dinleyeceğim dur nolur yapma.”


“Umut ben cidden korkmaya başladım, gece vakti yalnız kaldığım ıssız ormanda bile bu kadar tedirgin olmamıştım.”

“Seni kesinlikle anlıyorum ben de aynı fikirdeyim. Ne yapsak ki onlar tartışırken tüysek mi? Şahsen cesedimin her parçasını tüm evrende dolaşmasını istemem. Ben hepsinin bütün halinde olduğunda daha mutluyum.”

“Fufufu”

“Hey bunda gülünecek bir şey yok. Ben gayet ciddiyim bu deli herif yapacağım dediyse yapar valla.”

“Ahh, kusura bakma bir an hayal ettim de, tüm evrende minik minik Umutların dolaşması fikri nedense komik geldi kendimi tutamadım.”

“Hatırlatırım adam sadece beni değil seni de minik parçalara bölmekle tehdit etti, bunu unutmasan iyi olur.”

“Ughh… Doğru haklısın bak bunu bir an için unuttuydum. Sağ ol be…”


17 Haziran 2024 Pazartesi

Absürdiya 5.Bölüm : Haylaz Patron

 



Derin bir sessizlik…

 

Aahhh beni deli ediyor şu pislik!

ArrrgggH!


 -Hey!

 -Patron! …

 -Seni kokuşmuş pis otaku!

-Sana diyorum ki beklediğin misafirler geldi.

-Neden o lanet olasıca kafanı kaldırıp bir hoş geldin demiyorsun ha?!


“Hayal ben bu kadından iyice korkmaya başladım baksana şuna o kadar kızdı ki yüzünde damarlar ortaya çıkmaya başladı.”

“Evet haklısın ama sessiz kalıp ortamı iyi okumamız gerekiyor, şu an ne olacağı hiç belli değil çünkü. “

“Aslında şurada oturan saçı dağınık manga okuyan kişiden mi korkmamız gerekiyor, yoksa yanımızda duran bu kadından mı, tam emin değilsem de en iyisi biz tedbiri elden bırakmayalım.”


“Len! Siz de ne fısıldaşıp duruyorsunuz yetti artık be! Geldiğimizden beri bıdı bıdı bıdı, ne söyleyecekseniz açık açık konuşun artık!”

-Aha! Karşıdaki adam kulaklarını tıkadı!

“Seni var ya!”

“Off bıktım artık, seni gevşek herif!”

“Sana dedim ki beklediğin misafirler geldi şu kafanı kaldır da bir bak be lanet olasıca kokuşmuş otaku herif seni!”


O böyle söylenirken karşımızda duran adam adeta tepesi atmış öfkeli bir suratla bize bakıyordu.


“ZEYNEP!!!”

“Sana kaç kere diyeceğim manga okurken beni rahatsız etme diye!”

“En güzel yerdeydim ne tepemde bıdı bıdı konuşup duruyorsun!”

“Ben sen kaplıca keyfi yaparken rahatsız ediyor muyum?”

“AYNI ŞEY Mİ O APTAL!”

Ahhh!

-Bir dakika o kadın ne ara oraya gitti az önce yanımızdaydı ve adamın kafasına yumruk attı. Cidden nereye geldik biz her dakika ayrı bir şaşırıyorum.

Böyle konuşurken karşımızdaki adam kafasını ovuştura ovuştura bize el işareti yapıp önünde ki koltukları göstererek oturmamızı işaret edip konuşmaya başladı.

“Ahh, demek geldiniz. Size en içten saygılarımla hoş geldiniz diyorum.”

“Ben buranın patronu Fatih memnun oldum.”

“Bu genç hanımda yardımcım Zeynep.”

“Ayrıca kendisi bensiz yapamaz ve hep başı sıkışıp çaresiz kaldığında “Kyaa! patron ne yapacağız lütfen yardım edin!” diye çığlık atıp yanıma koşaslkjdlaksjd!”

“Ahhh! Yine ne vuruyorsun be kum torbası değil bu benim kafam kafam!”

“Sen de yalan yanlış gereksiz bilgiler verip durma da adam gibi konuş!”

“Ahhh seninle ne yapacağım ben bilmiyorum ki?”


Elini alnına koymuş duran, adının daha yeni Zeynep olduğunu öğrendiğimiz kadına şaşkınlıkla bakarken lafa girmenin tam sırası olduğunu anlamıştım. Göz ucuyla Hayal’e baktım o da aynı benim düşündüğümü düşünüyor gibi görünüyordu.


“Memnun oldum ben de Umut.”

“Evet ben de memnun oldum.”

“Adım Hayal bu arada, bizi neden ve ne amaçla buraya getirdiğinizi sorabilir miyim acaba?”

“Hımm…”

“Cidden güzel bir sevgili çifti bulmuşuz bu sefer Zeynep, bunlar bize yardımcı olacaklar gibi görünüyor ha ne dersin?”

“Şeey, o maalesef benim sevgilim değil burada tanıştık, yani…” “…henüz.”


Sinirleri tepesinde olan Zeynep sabrının sınırlarında olduğu çok belliydi.O yüzden Umut’la Fatih’in arasına girmek zorunda kalmıştı.


“Fatiiih!”

“Tamam be tamam, kızma hemen.”

“Off! Hiç eğlenceli değilsin biliyor musun?”


Karşımızdaki adının Fatih olduğunu öğrendiğimiz, sürekli dayak yiyen, adam Zeynep’e dilini çıkararak bunları söylemiş ve sözlerine devam etmek için öksürür gibi yapmıştı.


“Öhöm!”

“Sizler seçilmiş lavuklarsınız sizi o yüzden kendi evreninizden buraya getirdik blablabla buraları çok sıkıcı ve klişe olduğu için geçmek istiyorum müsaadenizle.”


Derken elini sanki masanın üstündeki bir şeyleri eliyle hızlıca süpürüyormuş gibi hızlıca sola doğru sallamıştı.


“Pişşt “henüz” sevgilisi olmayan yakışıklı tut bakalım!”

Birden bana silaha benzeyen bir nesne atmıştı ama bu hem silaha benziyor hem de benzemiyordu tam anlayamamıştım çünkü, sanki sürekli şekli ve görünümü değişen bir objeye benziyordu.

“Konumuza gelecek olursak gördüğünüz ve anladığınız üzere burası farklı bir boyut-evren-Dünya artık adına her ne derseniz.”

“O elinde tuttuğun evrenler arası seyahati mümkün kılan bir alet. Yani onu kaybederseniz artık içinde bulunduğunuz evrende bir başınasınız demektir ve orada mahsur kalırsınız. Size kimse yardıma gelemez anlaşıldı mı? O yüzden ona iyi bakın ki kaybetmeyin ya da zarar görmesine izin vermeyin. Anladınız mı?”


Allah’ım bu adam da kim? Az önce manga okuyup, dayak yiyen adamdan zerre eser kalmamıştı. O etrafına karanlık bir hava saçıp, gözleri alev alev yanan kişi az önceki kişiyle aynı mıydı?


“İşte içinde bulunduğumuz bu evrende tam işleri düzene sokmuştum ki sizden önceki aday sırf özel, en kıymetli manga hazinemi okutmadım diye, bana karşı tavır aldı ve tüm evrenleri kaosa sürükleyeceğini söyleyip aletimle kaçıp gitti.”


Fatih’in yanında kollarını göğsünde bağlamış, kaşları çatık bir halde bizi dinleyip, gözleri kapalı ve sağ ayağını sürekli tempolu bir şekilde sabırsızca vurup sakinliğini korumaya çalışan Zeynep, sinirli bir ifadeyle tekrar araya girmişti.


“Patron şu işi düzgünce açıklayamaz mısın artık?!”

“Peki peki anladık sakin ol, gerçekten çok sıkıcısın iyi ki kaplıca kameralarını seyretmesine izin vermediğimden de bahsetmedim ooopss!”

“SENİ! S-Seeni var yaa ben! Arrrrgg! Cidden sinirimi bozuyorsun azgın pis sapık, utanmaz, arlanmaz, hayvan herif seni!”

ŞAAAAAK!!!

“Ahh! Nöysö nö düyüüdük höö” (Neyse ne diyorduk, haa[yediği tokat yüzünden suratı bir müddet şişik kaldığı için  konuşmakta zorluk çekiyordu] )

“Evet Fatih’in de dediği gibi sizden önceki adamımız bize ihanet etti. Adı Çakal Cenk. Aramızda bazı tatsız olaylar yaşandı ve lanet okuyup aramızdan ayrıldı.”

 

Selam, sanırım bayağı işin içine batmış gibi görünüyoruz öyle değil mi sevgili okuyucular. İşte burada tam da şöyle yanarlı dönerli parlamalı bir geçmiş zamana dönüş hikâyesi olmalı diye düşünüyorsunuzdur buna eminim. Ama size güzel bir sürprizim olacak maalesef onu gelecek bölüm okuyabilirsiniz evet tam da burada bitirdik hadi eyvallah. Okuduğunuz için teşekkürler, Umut kaçar…


10 Haziran 2024 Pazartesi

Absürdiya 4.Bölüm : Tuhaf asansör

 



Absürdiya’da öncek…..neyse boş ver vazgeçtim.

 

“Gerçekten üst katı olmadığına emin misin?”

“Sana dedim ya bunca zamandır her yeri karış karış inceledim, atlayıp gözden kaçırmam mümkün değil.”

Hayal böyle deyince üst kata giderken büyük salona tekrar bir göz gezdirdim.

Lokanta kocaman bir daireden oluşan devasa bir yerdi. Perdeleri sanki çok eski yıllardan kalma gibi görünse de pencereleri iki yandan yarım ay gibi kapatan sarı püskülleri olan kırmızı yere kadar uzanan şeylerdi. Bembeyaz duvarlarla oldukça hoş bir uyum sağlamıştı. Derken aklıma tavana bakmak geldi. Kocaman bir Ying-Yang sembolü vardı ama bunu ejderhalarla resmetmişlerdi, iki kocaman ejderha tüm heybetleriyle birbirlerinin etrafında dairesel bir döngüdeyken resmedilmişti. Cidden şahane bir şeydi harika bir iş çıkarmışlar.

Vay arkadaş!

“Efendim, bir şey mi dedin?”

“Yok bir şey demedim tavana ilk defa baktım da cidden kim yaptıysa harika bir iş çıkarmış ona şaşırdım.”

“Evet ilk gördüğümde ben de çok büyülenmiştim enfes bir şey.”

-Umut bey, Hayal hanım şöyle buyurun lütfen.

-Aha daha önce neden fark edemediğim belli oldu duvarla bütünleşik görünmez kamufle bir asansör kapısı varmış meğer.

Asansör öyle çok büyük görünmüyordu ancak bir şeyler tuhaftı ki buna da beş dakikadır hâlâ içinde olup yükselmemize rağmen niye hâlâ gelmediğimizi çok merak ediyordum.

“Hey sence de bu çıkış çok uzun sürmedi mi?”

Hayal düşünceli bir tavırla önce yüzüne düşen saçını zarif bir şekilde kulağının arkasına çekip konuşmaya başlamıştı.

“Evet haklısın, çok sürdü inan ben de çok tuhaf buldum dışarıdan tek katlı bir bina gibi görünüyordu halbuki ama neyse bakalım bekleyip görelim.”

“Şimdi aklıma geldi de biz neden fısıldaşıyoruz ki?”

“Bilmem yanımızda ki kadın pek bir ciddi duruyor da ondan herhalde.”

“Şey hanımefendi daha ne kadar çıkacağız acaba, burası kaç katlı bir bina böyle?”

“Çıkmak mı?”

“Ah hayır hayır, daha yeni başladık çıkmaya buranın asansörü biraz farklıdır da. Geçtiğimiz beş dakika içinde önce asansör salonun etrafından dönüp, yere inip bir kilometre kuzeye doğru düz gittiği için ondan o kadar sürdü. Asıl şimdi çıkmaya başlıyoruz.”

“Ne dedin?”

Önümüzde ki uzun boylu, kızıl düz saçları olan kadın sanki yemek tarifi veriyormuş gibi o kadar sakin bir şekilde söyledi ki cidden sinirim bozuldu.

“Hayal burada daha fazla şaşıramam sanıyordum ama cidden her an her yerden bir tuhaflık bekliyorum artık. Şu rahatlığa bak sanki yemek tarifi veriyor.”

“Evet haklısın Umut, yalnız beline kadar olan kızıl düz saçları çok güzelmiş. Aah ben de böyle uzatmak isterdim ama saçlarım hiç elverişli değil.”

O böyle deyince tekrar Hayal’in omuzlarını okşayan güzel kıvırcık turuncu saçlarına baktım.

“Olsun senin de saçların çok güzel görünüyor bence sana çok yakışmış.”

Aslında bir an boşta bulunup ağzımdan bu sözler çıkmış olsa da olan olmuştu artık. Ben böyle dedikten sonra Hayal’in duyduğu utançtan ötürü hafiften pembeleşmiş yanaklarıyla gülümsemeye çalıştı.

“Aa ö-öyle mi dersin çok teşekkür ederim.”

Biz böyle kendi aramızda konuşurken hafif bir sallama ve gürültüyle asansör durdu ve kapıları açılmaya başladı.

-Evet efendim geldik, sabırla beklediğiniz için çok teşekkür ederim.

 Kızıl saçlı personel iki metre karşıdaki yine beyaz renkli kapının önünde durdu ve derinden nefes alıp iç geçirdi. Sonra kapıyı içeri doğru açıp bizi de içeri davet etti.

-Lütfen şöyle buyurun efendim.

İçerisi devasa bir kütüphaneydi sanki, tek büyük bir penceresi olan dört duvarı da kitaplıklarla döşenmiş kocaman bir odaya girmiştik. İçerideyse üstü kitap yığınlarıyla dolu minderlerin üstündeyse uzun boylu saçları dağınık sinek kaydı traşlı genç bir adam oturmuş elinde tuttuğu kitabı okuyordu.

-Patron, beklediğin misafirler geldi.


3 Haziran 2024 Pazartesi

Absürdiya 3.Bölüm : -mü ki?

 


Offf, şimdi bunu ilk defa yapmıyorum tabi…- Aahhh bu çok acınası gerçekten burada oturmuş kendi kendime muhabbet etmeye çalışıyorum. Cidden çok acınası~~

Off burası da amma sıcak oldu ya… Şimdi olanları şöyle düşünürsek eğer demek bile istemiyorum aslında cidden ne işim var lan benim burada?

Aaah bok vardı o işi kabul ettim. Neymiş “daha önceki tecrübelerimden dolayı, red edince sonuçları kötü oluyor bla bla” hep aynı şeyler. Al işte kabul ettik de ne oldu? Elime ne geçti? Bolca kafa karışıklığı, tanımadığım yerde bol bol rezil olmaya yetecek düzeyde malzeme ve milletin içinde kusmam, sanki burada ki tek anormal şey benmişim gibi etraftakilerin bana vebalıymış gibi bakması.

Hele girişteki insansı robotun o yüz ifadesini hiç saymıyorum.

Umut, elini yumruk haline getirip insansı robotun bulunduğu yöne kaldırıp yüksek sesle söylenir.

-Bu kadar gerçekçi iğrenme surat ifadesini nasıl yapıyorsun? Ne biçim robotsun lan sen tüm yeteneklerini sergilemek için beni mi bekledin!

… tabi içinden.

Hah bir de bu dengesiz anlatıcı var. Bir kere de benim yanımda ol be bir kere! Ben bu hikâyenin baş karakteriyim! Kahramanıyım lan ben! Senin gibi yazarın ben, off şansıma tüküreyim.

Nolurdu Mevsim Katliamında karizmatik bir komiser olaydım çok mu şey istiyorum haa söyle… hah hah hah …

Zaten en son yediklerimi de kustum iyice halim kalmadı.   

Ben böyle can hıraş şekilde hararetli hararetli söylenirken bana doğru birinin seslendiğini duymamla düşüncelerimden sıyrıldım.

 

“Heey, orada şapşal şapşal kendi kendine mırıldanıp duran kusmuk bey, iyi misin?”

“Kusmuk?!”

…eveeet rakibine çok güzel bir kroşe vuruyor vee nakavt! Ding, Ding, Ding! Hatta bu bir manga olsaydı “kusmuk” yazısı ok gibi saplanırdı o derece yani…

Eeeh, yeter artık be şimdi de okuyucularla muhabbete mi sardın işini yap be adam!

“Hey, sana diyorum tek kişilik gösterin bitti mi?”

“A-ahh se-selam.” Aahhh ölmek istiyoruuum~~ utançtan yerin dibine gireceğim evet yine.

“Bir şeyler yemek istiyorsan sana Pitonlu deve pilavını öneririm. Tadı aynı tavuklu pilava benziyor, yani biraz andırıyor. En azından adını görmezden gelip yediğinde, ilk denediğimde bana öyle gelmişti.”

“Bu arada neden benim masama gelip oturmuyorsun burada böyle çömelip konuşmak pek hoş değil de.”

“Ahh tabi, şey pardon haklısın.”

“İşte geldik buyurun oturun.”

“Bu arada ben Hayal.”

“Yok lütfen gerçek olsun”.  Oğluuum çok güzelmiş yaa, şu absürt yerde başıma gelen en güzel şey diyebilirim.  O kusursuz gülüşü, kıvırcık turuncu saçları, blablabla -buraları açık açık yazmayalım çünkü o zaman bu hikâye amacından sapıp iyice +18 hikâyelere döner.- Lan düşüncelerimde özgür bırak bari be!

“E-efendim? Ney gerçek olsun? Adın mı?”

“Ha?! Yok yok Umut ben, ben de memnun oldum.”

Hımm, gerçekten ilginç bir çocuk. Arada çok dalıp gidiyor ama beş gündür gördüğüm ilk normal insan olmasından dolayı bayağı rahatladım, yoksa kafayı yiyecektim.

“Az önce yemeğin adı ne demiştin?”

“Ha, o mu pitonlu deve pilavı.”

Adını duymam bile yetiyor. Yüzüm hem iğrenme ve tekrar kusma hissi hem de çaresizlik oluşmasını anlatabilecek bir ifadeye bürünmeye çalışan ifade çorbasına döndü resmen.

“Evet adını duyunca benim de ilk tepkim aynı böyle olmuştu ama mecburen tadına bakmak zorunda kalmıştım. Malum araştırma yapıyordum. Sonra baktım tadı bayağı bildik bir şeye benziyordu ben de adını görmezden gelip yemiştim.”

Yüzünde memnun olmuş bir ifadeyle sağ elini yanağına koymuş ve kafasını hafifçe yana eğmişti. Ben cidden çok güzel kız diye düşünürken Hayal konuşmaya devam ediyordu.

“Nasıl yapıldığını sorduğumda ise yüksek ısı buharında deve derisine sarıp içinde piştiğini söylemişlerdi. O yüzden adı böyleymiş.”

“Ha peki öyle mi? Gerçekten çok memnun oldum ve çok da güzelsin ama cidden benim burad… ben son kısmı da dışımdan söyledim değil mi?”

“Evet çok klişe olacak ama söyledin haklısın.”

Çok zarif bir gülümsemeyle bunları söylerken bile çok tatlı. Hadi adamım şimdi dalıp gitmenin sırası değil.

“Ayrıca hiç buradan çıkmaya zahmet etme. Ben tam beş gündür buradayım ve senin de aklına geldiği gibi yaptığım ilk şey kapıdan gerisin geri çıkmaktı. Ama denediğimde sanki görünmez bir duvar varmış gibi yüzümü çarpmıştım. Cidden hoş bir tecrübe değildi.” O an birden gözlerimin önünde tekrar belirince istemsizce sol elimin işaret parmağıyla sol yanağımı hafifçe kaşıyormuş gibi dokunurken utancımı belli belirsiz bir gülümsemenin arkasına saklamaya çalışmıştım.

“Ayrıca hani araştırma yapıyorken yemek zorunda kaldım dedim ya, hah işte belki buradan çıkmanın anahtarı tüm o adı iğrenç olan yemekleri yemektir diye düşünmüştüm. Ancak maalesef o da değilmiş.”

“Artık iyice pes etme noktasına gelecekken tam o sırada kapıdan sen çıka gelince çok şaşırmıştım. Aslında başta senin de buranın yerli halkı sanmıştım ama sonra garsonun önünde öyle aniden kusunca olmadığını anladım.”

“Aahh o kısmı hatırlatmasaydın iyiydi.”

Tam o esnada ellerinde sipariş ettiğimiz yemeklerle dolu olan garson bize doğru yaklaşmaktaydı.

-Efendim işte siparişleriniz, afiyet olsun.

-Teşekkürler.

“Ne diyorduk, hah işte bence birileri bizi buraya bilerek kapattı ve bir çeşit oyun oynamak istiyor olabilir, ya da buranın ne kadar absürt olduğunu da göz önünde bulunduracak olursak belki burasının normal hali budur. Burada ki bu tüm insanlarda belki bu çıkış yolunu bulamadıkları için burada kalmış da olabilirler. Sence de öyle değil mi?”

Hayal’in söyledikleri cidden çok mantıklı gelmişti yüzümde oluşan düşünceli bir tavırla onu onayladım.

“Hımm, gerçekten çok haklısın.”

“Beş gün demek cidden yalnız başına zor olmuş olmalı.” Dedikten sonra önümde duran tuhaf isimli yemekten biraz alıp yedim.

“Oo cidden de tadı tavuğa benziyormuş çok ilginç.”

“Evet, yemeğimizi de bitirdiğimize göre artık planımızı konuşabiliriz.” Konuşmam biter bitmez siparişlerimizi getiren az önceki garson tekrar masamıza yaklaşıp konuşmaya başlamıştı.

-Afiyet olsun efendim. Hayal hanım ve Umut bey tatlı yemeyecekseniz eğer, siz ikinizi üst kattan çağırıyorlar lütfen beni takip ediniz.

-Teşek…Bir dakika ne? Buranın üs katı mı vardı?

   

29 Mayıs 2024 Çarşamba

Rüya

 





Hemen açma gözlerini

Gözlerinde kalsın hayalim.

Karanlıkta ay gibi parlatsın

Güneş gibi ısıtsın yüreğini.


Hemen açma gözlerini

Bozulmasın bu tatlı düş.

Heyecandan pır pır edip çarpan,

Yorulmasın daha fazla yüreğin.


Ozanlar çalsın

Âşıklar ağlasın.

Mitlere karışsın

Bu sevdamız.


O mehtaplı gecede 

Bir ben kalayım aklında, bir de sen

Laleler güller dökeyim yollarına

Ah bir gelsen.



Volkan KOPUZOĞLU

27 Mayıs 2024 Pazartesi

Absürdiya 2.Bölüm : Burası da neresi?



 


Absürdiya’da önceki Bölümlerde…

Umut kend…


Hop hop hop! Dur bakalım ne önceki bölümü, napıyorsun sen? Burası anime ya da dizi değil ki? Yazı burası yazı anladın mı? Hikâyenin yazıldığı mekân gerçi mekân deyince de olmadı neyse anladın sen işte.

Hey sana diyorum…

Ahaa dur bir dakika, önce ki bölümde neredeydin sen ha?! Çabuk konuş ben o kadar şeyle cebelleşirken eminim kıs kıs gülüyordun değil mi? Seni pis anlatıcı göster kendini yiyorsa.


*Çubuçiki çiiçii çi? (*Abii, bu insan ne yapıyor öyle kendi kendine havaya bağırıyor?)

ÇayyT! Cuku çii, çeçeiç. (Çok ayıp! Kendinden büyüklerle öyle konuşma.)

Cuku çii? Çuçii, çocu çikikiki…(Kendinden büyük? Ama baksana çocuk gibi davranıyor çok komik, hihihi)

Ço-cu ÇE! çe-çiçiçi-çi çuku-çe-kikiçiçi- çocu çiçikiçiçiçkiçi…  (Ka-kardeŞİM! Sa-puha-na ne dedim  o se-keke-nin büy-huhuhu-üğün o veled saygılı olpuhahahaha)


Sincaplar Umut hakkında böyle demişlerdi.


*Sincap dilinden çevrilmiştir.


Lan bunu çevirmene gerek yoktu!!!
Seni boş boğaz lavuuuk!
Hahh! Hahh! Haaah! Napıyorum ben? Yoruldum cidden havayla kavga etmeye benziyor bu iş.

Gurullulug… ahh karnım açıktı, şu ilerideki köye gideyim belki yiyecek bir şeyler bulabileceğim bir yer vardır.

Yalnız bir dakika şimdi iyice baktım da bu köy Şirinlerin köyüne çok mu fazla benziyor yoksa bana mı öyle geliyor? Yuvarlak kırmızı renkli mantara benzer çatılar, beyaz bacalar, evlerin boylarına paralel bodur ağaçlar cidden aşırı benziyor.

Hımm… Yoksa çocukken çok uslu olduğum için sonunda o kutsal köye kabul mü edildim? Yalnız çok geç kalmadınız mı be koçum koca adam oldum ayıp be insan zamanında ulaştırır şu daveti valla işgüzar kargoculardan geri kalır yanınız yok ha. Cık cık cık…

Cidden nereye düştüm ben böyle ya, nasıl çıkacağım buradan? Ya da asıl soru Bursa’ya nasıl döneceğim? Farklı bir boyuta mı geçtim, yoksa isekai* animesine mi düştüm noldu anlamadım ki?


*isekai: Animelerdeki farklı bir boyutta ki başka bir evren/dünya.


Ah ah… O değil de bak az önce yaşadıklarım aklıma geldi, durduk yere yine sinirim bozuldu iyi mi? Hayvanların bile diline düştüm. Hepsi o uyuz anlatıcı yüzünden seni uyuz heriiif!

Tabi adamsa, sesi erkeğe benziyordu. Aslında bu bir oyun olsaydı kesin seçenek olurdu “Anlatıcı erkek mi olsun, yoksa kadın mı?” diye.

O zaman belki sorun etmezdim tatlı bir kızın sesine asla hayır demezdim.

Muhehehe…

Yalnız şimdi köye yakından tekrar bakınca daha bir normal yermiş gibi geldi gözüme, demek ki uzaktan bakınca göz yanılsaması gibi bir his uyandıran yapıya sahipmiş enteresan. Yol boyunca etraftaki bitki örtüsü ve farklı türden ağaçlar gelişi güzel yayılmış olsa da köyün içindekiler gayet düzenli ve birbiriyle uyumlu görünüyor.

Ahh, yoruldum be ne kadardır yürüyorum kim bilir ama sonunda geldim hemen köye gireyim de karnımı doyurayım, çok acıktım daha lokanta tarzı bir şey arayacağım. Hah şu ileride üstünde tuhaf harflerle bezenmiş tabelası olan bir bina var sanırım lokanta orası, tabela da ne yazdığını okuyamıyorum çünkü bilmediğim bir dilde yazılmış gibi görünüyor. Lokantaya benzeyen binaya daha da yakından bakınca beyaz duvarları ve kırmızı çatısı olan yuvarlak dev bir mantara daha çok benziyor mimarisi gerçekten ilginçmiş. Neyse az kaldı zaten bakalım içerisi nasılmış merak ettim, girelim ve yemek yiyelim. Sonra gelsin çorbalar, pilavlar, köfteler keh keh keh. 


“Irasshaimase!”

“Ha? Ne?”

“Sen de kimsin?”

“Ahh! Türk müsünüz?”

“Efendim lütfen tekrar çıkıp girer misiniz? Benim için çok önemli.”

“Hoş geldiniiz!”

“Konnichiwa…”

“Kanojo wa nihonjin desu ka?”

“What?”

“Arrghhh!!”

“Damn you bastard! Get in now and eat whatever the fuck you're doing!”


AHAHAHA ne eğlenceli bir şeymiş bu ya cidden güzel bir yapay zekâymış. Yani öyleydi değil mi çok başarılı bir insansı robota benziyordu, hani insan olsaydı böyle direk hangi dille konuşsam anında o dile karşı cevap vermezdi. Yalnız harikaymış hee süper bir fikir olmuş. 

Eveet ne yesek ne yesek? Huhuuu~~

“Hoş geldiniz efendim. Buyurun ne arzu edersiniz?”

“Hımm hepsi güzel görünüyor ne yesem ki? Siz ne tavsiye edersiniz?”


İşte bu bee, yihuu~ sonunda bugün başıma gelen en güzel şey. Hadi yiyelim hadi yiyelim ♪♪


“…lan balığı bağırsağı ve keçi boku çorbasını kesinlikle tavsiye ederim. Sonra ana yemek olarak tütsülenmiş gergedan döşü ile zürafa pilavı ile doyumsuz bir tada ulaşabilirsiniz. En son tatlı olarak da dondurmalı karınca helvasını önerebilirim efendim.”


Garson tam anlamıyla başarılı bir şekilde görevini kusursuzca yerine getirdiğinden büyük bir tatmin duygusu yaşamıştı. Ama Umut’un halinden bir haberi yoktu.


“Öğğk! Bulllurup…”

“Aa-hh~ tamam daha fazla konuşma yoksa şimdi yediğim son yemeği de şuraya çıkaracağım az kaldı.”

“Ah! Efendim siz iyi misiniz? Suratınız bembeyaz olmuş.”

“Hasta mısınız yoksa?”

“Size hemen bir Sırtlan sidiği ile kaynatılmış kurbağa bacağı çayı getireyim de kendinize gelin.”

“Nee! BÖÖÖÖĞĞĞK!!”

“AAH! Efendiim!”



Çeviri

“Irasshaimase!”

(Hoşgeldiniz!)

“Ha? Ne?”

“Sen de kimsin?”

“Ahh! Türk müsünüz?”

“Efendim lütfen tekrar çıkıp girer misiniz? Benim için çok önemli.”

(La bu Türkçe zaten nesini çevireyim bakma öyle bön bön geç geç ^_^)

“Konnichiwa…”

(Merhaba…)

“Kanojo wa nihonjin desu ka?”

(Japon musunuz?)

“What?” (Ne?)

“Damn you bastard! Get in now and eat whatever the fuck you're doing!”

(Seni lanet olası herif! Hemen içeri gir ve ne bok yiyorsan ye!)


Hayat çizgisi

  Hayat kısacık bir çizgiden ibaret. Yanlış da gitsen, Doğru da gitsen, Sadece kısacık bir çizgi. Hayaller, umutlar, Sevinçler, hüzünler. He...