27 Mayıs 2024 Pazartesi

Absürdiya 2.Bölüm : Burası da neresi?



 


Absürdiya’da önceki Bölümlerde…

Umut kend…


Hop hop hop! Dur bakalım ne önceki bölümü, napıyorsun sen? Burası anime ya da dizi değil ki? Yazı burası yazı anladın mı? Hikâyenin yazıldığı mekân gerçi mekân deyince de olmadı neyse anladın sen işte.

Hey sana diyorum…

Ahaa dur bir dakika, önce ki bölümde neredeydin sen ha?! Çabuk konuş ben o kadar şeyle cebelleşirken eminim kıs kıs gülüyordun değil mi? Seni pis anlatıcı göster kendini yiyorsa.


*Çubuçiki çiiçii çi? (*Abii, bu insan ne yapıyor öyle kendi kendine havaya bağırıyor?)

ÇayyT! Cuku çii, çeçeiç. (Çok ayıp! Kendinden büyüklerle öyle konuşma.)

Cuku çii? Çuçii, çocu çikikiki…(Kendinden büyük? Ama baksana çocuk gibi davranıyor çok komik, hihihi)

Ço-cu ÇE! çe-çiçiçi-çi çuku-çe-kikiçiçi- çocu çiçikiçiçiçkiçi…  (Ka-kardeŞİM! Sa-puha-na ne dedim  o se-keke-nin büy-huhuhu-üğün o veled saygılı olpuhahahaha)


Sincaplar Umut hakkında böyle demişlerdi.


*Sincap dilinden çevrilmiştir.


Lan bunu çevirmene gerek yoktu!!!
Seni boş boğaz lavuuuk!
Hahh! Hahh! Haaah! Napıyorum ben? Yoruldum cidden havayla kavga etmeye benziyor bu iş.

Gurullulug… ahh karnım açıktı, şu ilerideki köye gideyim belki yiyecek bir şeyler bulabileceğim bir yer vardır.

Yalnız bir dakika şimdi iyice baktım da bu köy Şirinlerin köyüne çok mu fazla benziyor yoksa bana mı öyle geliyor? Yuvarlak kırmızı renkli mantara benzer çatılar, beyaz bacalar, evlerin boylarına paralel bodur ağaçlar cidden aşırı benziyor.

Hımm… Yoksa çocukken çok uslu olduğum için sonunda o kutsal köye kabul mü edildim? Yalnız çok geç kalmadınız mı be koçum koca adam oldum ayıp be insan zamanında ulaştırır şu daveti valla işgüzar kargoculardan geri kalır yanınız yok ha. Cık cık cık…

Cidden nereye düştüm ben böyle ya, nasıl çıkacağım buradan? Ya da asıl soru Bursa’ya nasıl döneceğim? Farklı bir boyuta mı geçtim, yoksa isekai* animesine mi düştüm noldu anlamadım ki?


*isekai: Animelerdeki farklı bir boyutta ki başka bir evren/dünya.


Ah ah… O değil de bak az önce yaşadıklarım aklıma geldi, durduk yere yine sinirim bozuldu iyi mi? Hayvanların bile diline düştüm. Hepsi o uyuz anlatıcı yüzünden seni uyuz heriiif!

Tabi adamsa, sesi erkeğe benziyordu. Aslında bu bir oyun olsaydı kesin seçenek olurdu “Anlatıcı erkek mi olsun, yoksa kadın mı?” diye.

O zaman belki sorun etmezdim tatlı bir kızın sesine asla hayır demezdim.

Muhehehe…

Yalnız şimdi köye yakından tekrar bakınca daha bir normal yermiş gibi geldi gözüme, demek ki uzaktan bakınca göz yanılsaması gibi bir his uyandıran yapıya sahipmiş enteresan. Yol boyunca etraftaki bitki örtüsü ve farklı türden ağaçlar gelişi güzel yayılmış olsa da köyün içindekiler gayet düzenli ve birbiriyle uyumlu görünüyor.

Ahh, yoruldum be ne kadardır yürüyorum kim bilir ama sonunda geldim hemen köye gireyim de karnımı doyurayım, çok acıktım daha lokanta tarzı bir şey arayacağım. Hah şu ileride üstünde tuhaf harflerle bezenmiş tabelası olan bir bina var sanırım lokanta orası, tabela da ne yazdığını okuyamıyorum çünkü bilmediğim bir dilde yazılmış gibi görünüyor. Lokantaya benzeyen binaya daha da yakından bakınca beyaz duvarları ve kırmızı çatısı olan yuvarlak dev bir mantara daha çok benziyor mimarisi gerçekten ilginçmiş. Neyse az kaldı zaten bakalım içerisi nasılmış merak ettim, girelim ve yemek yiyelim. Sonra gelsin çorbalar, pilavlar, köfteler keh keh keh. 


“Irasshaimase!”

“Ha? Ne?”

“Sen de kimsin?”

“Ahh! Türk müsünüz?”

“Efendim lütfen tekrar çıkıp girer misiniz? Benim için çok önemli.”

“Hoş geldiniiz!”

“Konnichiwa…”

“Kanojo wa nihonjin desu ka?”

“What?”

“Arrghhh!!”

“Damn you bastard! Get in now and eat whatever the fuck you're doing!”


AHAHAHA ne eğlenceli bir şeymiş bu ya cidden güzel bir yapay zekâymış. Yani öyleydi değil mi çok başarılı bir insansı robota benziyordu, hani insan olsaydı böyle direk hangi dille konuşsam anında o dile karşı cevap vermezdi. Yalnız harikaymış hee süper bir fikir olmuş. 

Eveet ne yesek ne yesek? Huhuuu~~

“Hoş geldiniz efendim. Buyurun ne arzu edersiniz?”

“Hımm hepsi güzel görünüyor ne yesem ki? Siz ne tavsiye edersiniz?”


İşte bu bee, yihuu~ sonunda bugün başıma gelen en güzel şey. Hadi yiyelim hadi yiyelim ♪♪


“…lan balığı bağırsağı ve keçi boku çorbasını kesinlikle tavsiye ederim. Sonra ana yemek olarak tütsülenmiş gergedan döşü ile zürafa pilavı ile doyumsuz bir tada ulaşabilirsiniz. En son tatlı olarak da dondurmalı karınca helvasını önerebilirim efendim.”


Garson tam anlamıyla başarılı bir şekilde görevini kusursuzca yerine getirdiğinden büyük bir tatmin duygusu yaşamıştı. Ama Umut’un halinden bir haberi yoktu.


“Öğğk! Bulllurup…”

“Aa-hh~ tamam daha fazla konuşma yoksa şimdi yediğim son yemeği de şuraya çıkaracağım az kaldı.”

“Ah! Efendim siz iyi misiniz? Suratınız bembeyaz olmuş.”

“Hasta mısınız yoksa?”

“Size hemen bir Sırtlan sidiği ile kaynatılmış kurbağa bacağı çayı getireyim de kendinize gelin.”

“Nee! BÖÖÖÖĞĞĞK!!”

“AAH! Efendiim!”



Çeviri

“Irasshaimase!”

(Hoşgeldiniz!)

“Ha? Ne?”

“Sen de kimsin?”

“Ahh! Türk müsünüz?”

“Efendim lütfen tekrar çıkıp girer misiniz? Benim için çok önemli.”

(La bu Türkçe zaten nesini çevireyim bakma öyle bön bön geç geç ^_^)

“Konnichiwa…”

(Merhaba…)

“Kanojo wa nihonjin desu ka?”

(Japon musunuz?)

“What?” (Ne?)

“Damn you bastard! Get in now and eat whatever the fuck you're doing!”

(Seni lanet olası herif! Hemen içeri gir ve ne bok yiyorsan ye!)


22 Ağustos 2023 Salı

Absürdiya 1. Bölüm - Absürdiya'ya Hoş Geldiniz!

 

 


🎼  Kimseyi görmedim ben

Senden daha güzel

Kimseyi tanımadım ben

Senden daha özel

Kimselere de bakmadım

Aklımdan geçen

Kimseyi tanımadım ben

        Senden daha güzel  🎼  

 

-Kaptan şuradan bir öğrenci iki tam alır mısın?

-Lütfen arkaya doğru ilerleyelim, bekleme yapmayalım.

“Evet efendim yoldayım şu an. Evet anladım Mahpeyker caddesini geçtikten sonra ki ilk sola dönünce sağda ki bina. Evet anladım.”

Hah la parayı vermeyi unuttum dur kalkayım.

“Yavrum şuradan iki kişi uzatır mısın?”

“Peki teyzecim.”

“Yok efendim size demedim.”

“Reis be şuradan da bir kişi alır mısın kestirmede inecem.”

“Abi bir öğrenci de buradan, kardeş buradan da üç kişi alsan sana zahmet.”

İnsafsızlar beni mi beklediniz ya, telefondayım görmüyor musunuz?

“Umut bey beni dinliyor musunuz? Meşgulsünüz galiba?”

“Abi buradan kaç kişiydi? Üç mü iki mi?”

“Nasıl? Umut bey?”

“Evet efendim kulağım sizde ben dinliyorum sizi”

“Nasıl dinliyorsunuz? Allah aşkına napıyorsunuz siz? Size önemli bir şey anlatmaya çalışıyorum bu ne gevşekliktir canım.”

“Abi sen ne kadar verdiydin şoför soruyor? Dur ama ben bunu size söyledim değil mi?” Aha sıçtık sıçtık sıçtık naptın Umut sen şefe denecek laf mıydı o? Efendim çok özür dilerim cidden. Şu an halk minibüsündeyim ve şoföre para vermeye kalkınca herkes birden parasını uzatınca karışıklık oldu nolur kusura bakmayın.”

“Orasını anladım zaten neyse insanlık hali olabilir tabi ama biraz daha dikkatli olursan sevinirim.” Leyla bu çocuk resmen ya haha…

“Peki reis olurum sen kafanı yorma… Hasss…ee ben bunu da içimden demedim değil mi?” Esselâa tü… aha valla ölmek istiyorum ya şu an nolur, uzay mekiği falan çarpsın şu minibüse, deprem olup yer yarılsın da içine girsem keşke utancımdan öldüm zaten…

“Evet Umut reis demediniz. Bence siz telefonu kapatıp bir kendinize gelince görüşelim, adreste sıkıntı çıkarsa iletişime geçersiniz tabi kafanız sakin olduğunda. Ahaha ahh gözlerim yaşardı gülmekten alem bu Umut ya hoş işini de iyi yapıyor, efendi de ama oyyhh kendimi zor tuttum. Kendimi kasmaktan karnım ağrıdı.

“Ta-tamam efendim çok özür dilerim tekrardan, olur görüşürüz.”

-Annee, bu abinin yüzü niye renkten renge giriyor? Uzaylı mı ki o?

-Sus bakayım sen ayıp büyüklerinle öyle konuşulmaz.

-Amaa niye yaa çok komik baksana şuna pufufu.

-Pıft! Ca-canım dön-ahah-önüne sen tatlım ha-kıhkıh-di bakayım ayıppühühaha…

Sağ ol be ablacım iyi ki uyardın hani çocuğu, ayrıca güldüğünü bile saklamıyorsun artık be kadın! Madem saklamayacan başta ne kıvranıyordun o kadar. Aah cidden ölmek istiyorum. Noolur Çinliler yine bir boklar yiyip başımıza bela olsun ve tüm dünya da genel karantina olsun ve aylarca, yok yıllarca odadan dışarı adımımı atmayayım. Noluur ya çok mu şey istiyorum.

 -Mahpeyker caddesinde inecek var mı?

-Evet kaptan müsait bir yerde.

Hah burada inecem, çok şükür bugünde günlük rezil olma kotamızı da doldurduğumuza göre artık gönül rahatlığıyla inebilirim.   

Minibüsten indiğim gibi şefin söylediği adrese uyup sola döndüm ve biraz yürüdüm. Ancak o loş karanlıkta tam seçemedim ama gideceğim yer böyle sanki perili köşkün günümüz modern hali gibiydi. Alışılagelmiş bina boyasından farklı boyanmıştı. Koca binaya dev bir ağaç dövmesi yapılmış gibi görünüyordu.

Gayri ihtiyari temkinli bir şekilde yaklaşmaya başladım. Ne yani hiçbir şey olmamış gibi mi yaklaşaydım. “Aa ne kadar güzel bir bina mimarı kim ki ohohoho~~” “ağğhh mızmızlanma da yürü işte Umut. Mesai bitiminde şeften o son işi kabul etmeyecektim ya. Şimdi ne güzel evde oturmuş anime seyrediyor olurdum, yanına da köpüklü sade Türk kahvesi hehehe ağzımın suları aktı resmen öhömm neyse kendine gel adamım.”

Ben böyle kendi kendime söylenirken perili binanın kapısına gelmiştim. Ama doğru yere mi geldim pek emin olamadım açıkçası, kapı o kadar kötü ve eski görünüyordu ki sanki dokunsam yıkılacakmış gibi bir hali vardı. “Sanırım mimar bütün parayı dövmelere basmış anlaşılan kapı gariban kalmış.” Derken şöyle kapıdan bir iki adım geri çekildim ve o loş ışıkta binanın üstünde olan dev çınar ağacı resmine baktım. Devasa gövdesinin dallarının ucunda binanın camları gözüküyordu cidden ilginç ve güzel bir tasarım olmuş. Tam kafamı kapıya doğru indirirken kol saatime vuran ışık gözümü almıştı. “Oo saat de 20.22 olmuş inşallah bir an önce işimi bitirir de son otobüsü yakalarım bari.”

Elimi âtıl durumda ki kapıya uzatıp açmış ve içeri girmemle yüzüme milyonlarca ışık hüzmesi hücum etmişti. İstemsizce gözlerimi kapamıştım. Ama bir şeyler tuhaftı neden kuş sesleri duyuyordum? Hem de bu saatte, binanın içinde ve burası neden bu kadar sıcak oldu derken gözlerimi yavaş yavaş aralıyordum ama gözlerime inanamamıştım. Gözlerimi birkaç kere önce uzun, sonra kısa aralıklarla kırptım. Ancak manzara değişmemişti.

Ayrıca saat akşamın 20.22siydi buna emindim ancak hava neden bu kadar aydınlıktı? Ne ara sabah olmuştu? Burası binanın içine hiç benzemiyordu. Önümde, kenarlarında bin bir çiçeklerle bezenmiş patika bir yol uzanıyordu ve etraf heybetli çınar ağaçlarıyla doluydu. Dallarında çeşit türlü daha önce hiç görmediğim her biri ayrı renkte olan bir sürü kuş vardı. Gökyüzüne baktım o kadar açık ve adeta yağlı boya tablosundan çıkmış gibi pürüzsüz bir mavilikteydiki kendimi şu az ötedeki çimlerde sırt üstü yatıp bu eşsiz güzelliği seyredesim geldi. Sonra yavaşça kafamı indirip etrafı gözlemlemeye başladım.

Biraz uzakta birkaç ev gruplaşması görüyordum sanırım bir köy olabilir ya da en azından ufak bir yerleşim yeri de olabilirdi. Ben etrafı incelerken burnuma çok güzel çiçek kokuları geliyordu. Bu kokulardan sadece ıhlamuru tanıdım çünkü o daha baskındı. Gözlerim ıhlamur ağacı aradı ama sanırım yeterince yakınında değildim o yüzden göremedim.

Sonra birden aklıma girdiğim kapı geldi ve hemen arkamı döndüm ama yoktu! Koskoca kapıyı bırak o heybetli bina bile yoktu? “Allah aşkına neredeyim ben, burası neresi?!” diye hayıflanırken arkamda kaldığı için görmediğim bir tabela gözüme ilişti, hemen yanına gidip ne yazdığına baktım.

ABSÜRDİYA’YA HOŞ GELDİNİZ!...


21 Eylül 2021 Salı

Ey Rüzgâr!





 Ey Rüzgâr!

Alıp götürsen beni, uzaklara
Bir anlığına unutsam her şeyi
Unutsam tüm düş kırıklıklarını
Yepyeni bir ben olsam,
Bambaşka diyarlarda özgürce dolaşsam.


Sonra sen çıksan karşıma
Yeni açmış pembe bir gül misali,
Gülsen o güzel dudaklarınla.
Kıskansa gün batımı o güzelliğine
Ağıtlar yaksa ozanlar o hoş sesine.
Sonra sere serpe yere serilsek umarsızsa
O an sadece ikimiz olsak.


Volkan KOPUZOĞLU


 

21 Nisan 2021 Çarşamba

Yara

 



Üç çeşit yara vardır
Biri fiziksel yara
En basiti, en masumu.
Vücud yaralanır,
Kan akar ve zamanla kabuk tutar.
Bu işte insanın başına gelen
Belki de en şanslı olduğu yaradır.
 
İkincisi psikolojik yaradır.
Benliğini yer bitirir,
Durmadan vurur, vurur, vurur.
Sen dur diyene kadar,
Yapma diyene kadar acımadan vurur.
Yine şanslıysan kurtulursun
O doğru insan seni alır koparır o dertten
Dünyan ferahlar.
 
Üçüncüsü ruhsal yaradır.
Hem yaşarken hem ölüyken acı verir sana.
İster bilerek ister bilmeyerek bunu yaparsın, yaparlar.
Belki bile bile, belki de bilmeyerek amaçsızca.
Yanlış olduğu bariz olduğu halde
Sadece bir şeylere tutunmak için,
Belki de sadece kendinden kaçmak için yaparsın.
 
Aslında bir yara daha vardır.
Çok kimsenin bilmediği
Anca büyüyünce anlayabildiğin.
Senin içine işler, en derin benliğine kazınır,
Ruhuna, vücuduna, aklına her yerine.
 
 
İçine işleyen bu yaradan kurtulmak istersin.
Kimseye anlatamadığın ama
En çok da anlatmak istediğin bu yaradır.
Bütün cesaretini toplayıp anlatmak istersin
Ama anlatamazsın
 
Artık o senden daha çok sen olmuştur.
Sanki bedenin içindeki idareci sen değil de o olmuştur.
Sen ev sahibi değil de,
Basit bir Allah misafiri olmuşsundur.
 
Bir nevi fırtınanın ortasına doğru süzülen uçak gibi
Otomatik pilotta ona doğru girmeyi beklersin
İşte bu yaraya sahip olanın en büyük hatası da budur
Umutsuzca, sadece beklemek
Birilerinin ona yardım edebilmesini beklemek.
Huzuruna yol açacak o yola girememek
Sırf o kişiyi kaybetme korkusuyla gidememek.
 
Ve günün sonunda insanın elinde olan ise
Yine yaralarıyla baş başa kalmış
Aynada sana bakan
Korkak bir Senden başkası yoktur.

 


 

Volkan KOPUZOĞLU

18 Mart 2021 Perşembe

Düşlerden Gerçeğe

 



 
 
Yazmak,
Elimde olan tek şey yazmak.
Kitaplara konu olacak şekilde sayfalarca,
Hem de günlerce fütursuzca yazmak.
Satırlar arasında kaybolurcasına yazmak.
 
Belki birileri bulur diye,
Belki o birileri sen olursun diye yazmak.
Düşlerin gerçeğe ulaşmasını umar gibi
Çocuksu bir coşkuyla ve neşeyle yazmak.
 
Sadece bir anlığına da olsa
Hayal dünyasının kahramanı olmak
En korkulan kötüsü olmak,
Ya da en sıradışısından,
En sıradanına kadar sadece herhangi biri olmak.
 
Yine de her nerede ve her kim olursam olayım
Her zaman ve her koşulda
Yüreğimi anca bu satırlara dökebilsem de,
Tek dileğim, seni seven yegâne kişi olmak.
 
 


Volkan KOPUZOĞLU

13 Kasım 2020 Cuma

Derinliğin Maviliği

 




Bugün hava çok güzel,
Erikler çiçek açmış,
Her yer pembe kiraz çiçekleri ile süslenmiş.
Bu güzel havada yürüyen
Bir, konuşup eğlenen insanlar görüyorum,
Bir de senin o ay gibi yüzünü renklendiren,
Kiraz pembesi dudaklarınla bana gülümseyişini.
 
Bugün hava çok güzel,
Dışarda kuşlar neşeyle ötüşüyorlar.
Kızıla çalan gün batımında,
Hafif bir meltem esiyor,
Denize açılmış rüzgâra aç yelkenli gibi,
Dalgalandırıyor bukleli saçlarını.
 
Bugün hava çok güzel.
Bütün ışıltısıyla aksediyor kendini güneş.
Önce senin deniz mavisi gözlerine,
Ardından uçsuz bucaksız bu mavi deryaya.
Bense sadece sana bakabiliyorum
Sadece bakmak.
Derin mavilikte,
Hareketsizce,
Ağır ağır
Karanlık dibe doğru batarken
Sadece bakıyorum…
 
 

Volkan KOPUZOĞLU

10 Ocak 2019 Perşembe

Bataklık







Hatalar…
Evet, yanlış seçimlerin gebe olduğu
O acımasız hatalar denizindeyim.
Bu sefer yüzmek yok.
Bu sefer kımıldamak yok.

Beni yemek isteyen,
Yalnızca kör bataklık ve ben.
Tek yönlü karanlık dipsiz çukurun dışında
Başka var mı ki gidilebilecek bir yer?

Ziyanı yok!
Zaten çırpınmayı çoktan bıraktım.
Gittikçe içine sürüklendiğim şu balçık denizinde
Beni bekleyen sadece boş hayaller,
Zifiri karanlıktaki o masum, tatlı hayaller.

Her yer yapış yapış olsa da,
Sensiz kalmış olsam da,
Dudaklarım gibi kupkuru yüreğim
Islak bataklığa rağmen kupkuru bedenim.

Nerdesin ey güzel gözlüm?
Nerdesin umut ışığım?
Sana ulaşamadığım,
Çırpındıkça battığım, bu bataklıkta
Beni bekleyen tek son,
Sadece…
KARANLIK…


Volkan KOPUZOĞLU

Hayat çizgisi

  Hayat kısacık bir çizgiden ibaret. Yanlış da gitsen, Doğru da gitsen, Sadece kısacık bir çizgi. Hayaller, umutlar, Sevinçler, hüzünler. He...